boğazım, parmaklarım kelime kelime, cümle cümle doldu; taşalım mı beraber ey okuyucu. E artık zamanı geldi, dinleyenim yok. Kendi dizlerime döküyorum gözyaşlarımı, zaman haykırma zamanıdır usul usul kinlenelim hüsranlara, kaybedişlere, gidişlere, terk edişlere... Gamzem, özledim seni... Gamzem, yoruldum ben... Gamzem, seni hangi çekmeceye koyduğumu unuttum. E zamanı gelmişti zaten, kalemle gamzeler çizeceğim yanaklarıma, yanaklarınıza... Isparta'dan gül, Amasya'dan elma kokuları getireceğim, biraz körfez biraz boğaz... Çünkü zamanı gelmişti, buraya yazmasam başka yere kusacaktım. Düşmanlarım zil takıp oynasınlar ama kursaklarında bırakacağım, benle oyun olmaz!.. Mızıkçıyımdır ben, hile yapmam çirkefleşmem ama, gerçekten, mızıkçıyımdır ben. Akşam ezanını beklemem eğer istemezsem, ikindiden dönerim eve. Kendi kendimi kuytularda döverim. Neyse ey okuyucu; mayhoş bir hal içindeyim. Tek çarem işte bu kara sayfalar, imdat işliyorum her sözüme, derman ise selamınız bir verin şu garibe...
Velhasıl kelam; artık zamanı gelmişti ve başka çarem yoktu...
Hepinize tekrar MERHABA!!!
Uyandım...
çok bekledik lakin değecek gibi bu beklemelere...
YanıtlaSilMERHABA...
elime kalemi alıp suratına gamzeler çizerim de gamzelerin tebessüm hali için insan kendi inanmalı birazcık...yol uzun yol çetrefil yol karanlık belki ama inanmalı...
YanıtlaSil