26 Ağustos 2010 Perşembe

böyle olurmuş agaların düğünü

uyandım;

Evi temizledim kendimce, odama çekidüzen verdim. Elektirik süpürgesinin ağzı dolmuş onu temizledim daha iyi çekmeye başladı. Tişörtlerimi alışveriş merkezlerindekiler gibi dürdüm. Balıklara yem verdim, bu balıklar çok enteresan ya benim salona girdiğimi hissedip çıldırıyorlar görmelisiniz. Böyle birşey yok, birbirlerini itiyorlar falan cama yapışıyorlar. Hani ellerinden gelse sudan üstüme zıplayacaklar. Ulan balıksınız siz, kendinize gelin. Hani balıkların 2 saniye hafızası vardı? dün, ondan önceki gün akvaryumu yanına gelip yemlediğimi hatırlıyorlar ama? Belki şu yönden haklı olabilirler 2 saniye içinde balık olduklarını unutuyorlar, tıpkı köpekler gibi hoplayıp zıplamaya başlıyorlar. :) ama bu sevimlilikleri daha büyük bir akvaryum ve daha fazla balığa itecek beni. Domates ve biberimin yanına bıraktığım karpuz çekirdeklerim, yemyeşil uzadı ve
domatesimi bile geçti. Bakalım sonuç ne olacak fotoğraflarını en kısa zamanda paylaşırım burda.
Öteyanımla Forum İstanbul'a gittim sonra öteyanımla. Cehennem meleklerini izledik, beyazperde.com da "böyle olur agaların düğünü" yazmışlar filmin eleştirisine. Ben kendim şahsen çok eğlendim filmde. Beklediğim gibi bir filmdi, beni mutlu etti. Sadece çok yakın çekimler ve son zamanlarda meşhur olan şu haraketli kamera canımı sıktı. O kadar hareket flulaştırıyor işte, bi bok anlayamıyoruz izlediğimizden, bir sürü dövüş koreografisi yalan oldu göremedik ki. Bu hafta izlediniz izlediniz, önümüzdeki haftadan itibaren izlenecek başka filmler geldiği için unutulur gider ve bu türün krallarını sinema perdesinde beraber izleme fırsatını kaçırmış olursunuz.
Bu arada öteyanımın benim için özel olarak yaptığı un kurabiyesinide buraya ekleyeyim tam olsun. :) kendisini Ufuğun getirdiği profiterollü dondurmayla süsleyip götürdüm. :) afiyet oldu bana! Hadi bakalım sizde kalın salıcaklaaa....

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Benim eve gel sana şeker vericem!


Bu haftaya bir ufak bir bursa gezisiyle başladım. Bursa'ya ayak bastığımda, Galatasaray Bursaspor tarafından henüz mağlup olmuştu. Bir gün süren işimden sonra hemen yoğun bir kestane şekeri stokuyla İstanbul'a döndüm. Yorgunluğu eve kapatarak geçirmeye niyetliydim, öylede oldu. Bu haftayı bir şeyler yaparak geçirmeye niyetliyim ya bakalım sonuç ne olacak? Bursa'da ne yaptın dediğinizi duyar gibiyim, aranızdan birkaçınız bana ne ulan diyor duymadım sanmayın. Garanti bankası reklamı için oradaydım, ama yalnızca Bursa'da yayınlanacak bir reklam olacak. Bu Bursalılar ne şanslı değil mi? :) İki çift sözüm vardı, düşünün bir reklam ne kadar sözü barındırabilir ki?... Ama ben ezberleyemedim. Niye bilmiyorum, bir kaç saatte sayfalarca diyaloğu ezberleyen ben, yapamadım. İçimde sürekli unutucam endişesi ile kamera karşısına geçtim ve bu endişe çok heyecanlanmama sebep oldu. Ne diyeceğimi bilememe, bildiklerimi söyleyememe düşüncesi ile bir heyecan bastı ki sormayın. :) Onun dışında çok eğlendim. Çok tatlı, çok iyi bir ekiple çalıştım. Umarım kesişir yollarımız yine bir yerlerde...

Bu arada, yaşlandığımı hissediyorum.

Haftanın müzüüü Julie london'dan geliyor.

Bu sesle beni eve çağıracak, şeker falan vermesine gerek yok, kurban olduğum "eve gel şarkı söylicem" desen kapına köle olurum kız ben. :) ( kız dedim ama kendisi 1926 doğumlu ve 2000 yılında da vefat etmiş)

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Şşşşşş, Ufuğun sevlisi var..... :) heyoooooooooooo

Kapıdan içeri girip, "gençler kardeşinizin bi sevgilisi var artık" dedikten sonraki durumumuz.
Seni çok seviyorum lan, bir zamanlar kesköşeye seni Evkardeşim olarak yazmıştım, şimdi tekrarlıyorum. Mutluluğunu en çok isteyenlerdenim, beynine yüreğine hayran olduğum, dosttan öte kardeşim... :)
-----------------------------------------------------------------------

Burada da Dervişin sevgilisinin bizim için yaptığı keki görüyorsunuz. Kendisine teşekkür etmek için kekinin son parçasını buradan sizinle paylaşıyoruz. Ama biz kekin kendisini paylaşamadık, o kadar güzeldi :). Teşekkürler Gözde!

19 Ağustos 2010 Perşembe

Haftanın müzüüü, don't panic, we live in a beatiful world

Bloğa haftanın müzüüü diye bişi ekledim, haftada bir değiştircem yada içimden geldik kim bilebilir ki? Buraların kralı benim aslanım içimden geleni yaparım. Hey heyyy, gerçek hayatta alttan alan sevimli iyi yürekli adam çok değişti bilin yani, gülmeyin öyle gevrek gevrek, buradaki gevrek izmirlilerin simite verdiği isim, gülerken simitin o kocaman yuvarlağı şeklini edinmesin diyorum ağzınız. Şimdi diceksiniz ki kandil simidi diye bişi var. Haklısınız, kudret sahibi olsam da bloğumda, sezarın hakkı sezara.

İlk müzüümüz, coldplay'den geliyor. Grubu şu şekil tanıtayım size, geçen sene güz dönemi. İşlerimden dolayı yabancı müzik kültürü yüksek bir kitleyle haşırneşir içindeyim, lakin bir türlü sohbete giremiyorum. Benim konuya giriş noktam hep "bu İbrahim Tatlısesle Yılduz Tilbe feati ne güzel olmuş hacım kim bu gözlerindeki yabancıııı" şeklinde oluyor ve meclisin gözlerinde gittikçe yabancılaşıyor, yabancılaşıyor yabancılaşıyordum...

Bir akşam serinliğinde, sırf yabancı müzikten anlıyor diye, Deniz'in masasına sokulup "merhaba" dedim. Hayırdır dedi, dedim deniz sen şu işi bana bir öğret,yabancı müzik gurusu olmak istiyorum, entel dantel kocaman kemik gözlük kareli etek giyen hatunlarla bende sevişmek ve bunun için bende sohbet etmek istiyorum dedim. Usta hemen dostluğumuza binayen şifreyi verdi. Coldplay, "hacım hatunlar bu gruba hasta" dedi. E dedim anlat biraz kimdir nedir? Radyohead benzeri bi grup ama özellikle hatunlar arasında çok tutuluyo dedi. Dedim eyvalla bu iyiliğini hiç unutmıcam dedim uzadım yanından.

Gel zaman git zaman, yine böyle bir meclis toplandı cihangirdeki ofiste, bende sinsice yabancı müzik konusunu beklemedeyim, sol anahtarını görsem hemen atlıcam konuya, genel kültürüme o kadar güveniyorum 500milyarı istiyorum. Derken ilk müzik albüm laflarında, hemen daldım sohbete, hiç alakasız bir yerden, "ya bu coldplay'de amma radyohead çakması ya" dedim. Kısa bir sessizlik oldu, sağ olsun arkadaşlar ben yokmuşum gibi sohbete devam ettiler ve bu konu bir daha hiç açılmadı. O anda beynimde bu şarkı yanlıkanıyordu, don't panic be hakanım we are in a beatiful world diyordu solit Chris Martin.


Martinime bir zeytin daha atıp iyice karıştırdım, bir yudum alıp sessizce pencereden dışarı baktım...

17 Ağustos 2010 Salı

Bir ufak mutluluk

Ey acımasızca koparılmayı dert etmeyen çiçek, bil ki sen her tomurcuğunla bana mutluluk, ve sen her tomurcuğunla bana umut veriyorsun.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Bu sabah yine her sabah ki gibi sıkıldım İstanbul'dan

Uyandım;

Öteyanımın orucu uykuya mı tutturuyorsun diyebileceği kadar geç. Söylemesi ayıp eve guitar hero bundle'ı aldık, o kadar zevk aldı ki bu bünye davul ve gitar çalarken, zevkten gitmiş olabilir oruç. Efendime söyliyim sonra şu slvestırın manyaklık yapıp bütün action artizlerini toplayıp çektiği filmi izlemeye gidelim dedik yer yok, eskiden yazın sinemaya gidilir mi anlayışı, hacım klimalı serin serin kak sinemaya gidelim anlayışıyla yer değiştirdi anlaşılan. Bu arada o filmle ilgili sizinde düşünceniz bigün silvestır bruce vilis ve niceleri çiçek pasaşında rakıları tokuştururken "sadıç sen ben bi film çekelim topla gel işte bütün tanıdıkları" cümlesinin ertesinde çıkmış bir film olması değil mi? Hadi ama kaç kişiyiz ki şurda zaten söyle içinden geçeni. Neyse izledikten sonra daha çok konuşuruz filme dair. Filmde yer bulamayınca bizde oyun oynadık. Sevgiliyle atari oynamak ne büyük zevk! Akabinde Florya sahilinde sandöviçlerle kekler pastalarla iftar yapmaca. Go kartta birinci olmaca. süper bişiyim lan ben! Teşekkürler çado öteyanım derviş gözde musy. Kendimin ne kadar harika olduğunu fark etmemi sağladığınız için. Şaka be yanımda olduğunuz için. güzel piknikti.

Gökhan Semiz'i bilir misiniz? Grup vitamindeki hani, grubun beyni herşeyi. 1998 yılında kaybettiğimiz müthiş yetenek. iddia ediyorum ki eğer yaşaysaydı Türk mizahı bambaşka yerlerde olacaktı. Zamanının çoook ötesinde bi espiri anlayışı vardı. Şaşıbakşaşırı canlı izleyenler bilir oyun öncesinde her seferinde onun "daha sabaha çok var gitme be yarim" şarkısını saygı duruşu niyetine çalmışımdır. Bugün aklıma geldi ve şarkılarını dinledim videolarının ve ekşisözlükteki hakkındaki yazıları okudum. Boğazıma öyle bişi düğümlendi ki sormayın. Gözyaşlarımı görmesinler diye balkona çıktım. Ne kanımdansın ne gördüm tanıştım ama çok değerliydin be abi. Çok özeldin. Çok önemli insanlarla tanıştım konuştum sohbet ettim ama, hepsini seninle bir saat sohbete feda ederdim. Keşke ölmeden önce yazdığın ve çekmeye başladığınız o diziyi izleyebilseydik. Mekanın cennet olsun nur içinde yat abim. :(


Bilenler bilir magnumun Bentley yarışması için bisürü çubuk toplamıştım. yediği dondurmanın çubuğunu çöpe attı diye küstüğüm arkadaşım var resmen. Ve o bentley benim olacaktı, kesindi. Onu satacaktım parayı bölüştürmüştüm kafamda, hayallerim vardı ırmaklarım vardı çakıl taşlarım vardı benim, ama bentleyi başkası kazandı biliyor musun? Başkası! Yedek talihli bile değildim ben, çekilişe vuvuzelalar baskı tişörtler pankartlarla gidecektik iyi ki gitmemişiz. Kazananın ismini gördüğüm anda dünyam başıma yıkıldı, içimde bi kin bi neftet. Gidip bulup arabayı çizesim geldi. Yalan değil. sonra o kadar istemeye istemeye yediğim ve yedirdiğim dondurmalardan dolayı algidaya kızdım. Pandacı oldum, ama buzdolabı içindeki "Allah kabul etsin" diyip iftar yapan panda reklamı yüzünden onlardan da soğudum. Yarın gidip bakırköy sahilinde avuç avuç magnum çubuklarını denize atıcam ve haykırıcam gökyüzüne, "g.tünüze girsin magnum çubukları, hmna kodumun çocukları" diye. Çok saçma buldum bu fikri hemen vazgeçtim.

öptüm nlan sizi okuyucu, yine gelin ha!

15 Ağustos 2010 Pazar

ya herşeyim ya hiçim...


güneş doğdu doğacak
hava enlemesine serin
ruhum derinlemesine kiriş
kirişler kil toprak
kalbim davul bu sabaha karşı
anılarım tokmak, ciğerim korkak...

hiçbiriniz yeteri kadar derine inemediniz
işbuyüzden yüzeyseldir iyileşmelerim
kahkahalarım kangren
fikrim kanser...

teker teker hapşırıyorum kinimi
para karşılığı komiklikler yapıyorum yol kenarlarında
çünkü ömür anlamsız ömür kısa
zührevi hastalıklara kapılmış şakalarım
pejmürde gamzelerim, mizahım nezle...



10 Ağustos 2010 Salı

My sweet home!

Uyandım;

Çok sıcak ey okuyucu işbuyüzden yazacak bişi yaşamaya heves kalmıyor insanda kimi zaman. Eski bir reklamdaki o özlü sözle geçiştireyim bugünü. Evdeki huzur, mutluluk budur! :)

Öpüyorum gözlerinizden. E tabi ordan okuyosunuz çünkü! ;)

Bu arada şu sıralar PSP'de deliler gibi oynadığım oyun! Eskilerden geliyor, beni çook mutlu ediyor :) Bomberman!

3 Ağustos 2010 Salı

Rüyalarda buluşuruz...


Uyandım;

O kadar sıcak ki birkaç kere caydım aslında. Günü 3 bazen 4 kere duşla bölüyorum. Kendimi dışarı attım yoksa uyuklamayı sürdürecektim. Sedat ve öteyanımla kavaklı parka gittim. Akşama Ufuğu özledimi onunda bana karşı boş olmadığını farkettim telefon görüşmemizde beraberce evde inception'ı izlemeyi düşündükse de sinema çekimini izlemektense sinemada izlemeye karar verdik. Uzun zamandır bayıla bayıla izlediğim ilk film diyebilirim. Övüldüğü kadar var inanın. Film o kadar uzundu ki ilk yarı bitmeyecek sandım, benim totemim! (filmi izleyenler anladı) filmde ara olmasıdır bi ara rüyadayım sandım. Açlıktan midemiz kazındı, filmin heyecanını ufukla burgerkingden ısmarlayacağımız menü ile kestik. Rüya diyonda
Christopher Nolan, acıkınca rüya müya kalmıyor be hacı. Arada tuvalete gittim, kabinde klozetin tam karşısına bir ayna yerleştirmişler, Christopher'dan daha az para harcayarak gerçekliği sorgulattı bana Ataköy Cinebonus. "iyi diyon hoş diyonda e sıçıyon en nihayetinde" diye haykırdı ayna yüzüme yüzüme.
Bende sadece ellerimi yıkadım yüzüme hiç su deydirmedim, öyle diyalektik diyalektik izledim filmin ikinci yarısını. Gidin izleyin, sinemada izleyin ama böyle filmler üj bej yılda bi çıkıyo be ya!
Öyle çok sıcak ki kendimi karpuza verdim. Karpuzu çok sevdiğimi bilirsiniz, bilmez misiniz? e öğrendiniz işte, bol bol yedim bu yaz yine, ama yemek ne kelime orama burama sürmediğim kaldı, yüzümü karpuza bulamak göğüs uçlarımı karpuzun serinliğiyle dimdik yapmak istedim zaman zaman, son anda kendimi toparladım.
Öteyanım balık almış bana siyah kendisi kızıl olan benmişim. Suyunu değiştirdim bugün uyandıktan sonra biraz lafladık onlarla ama hemen unuttular dediklerimi. Sonra kızaran
domateslerimden yedim ilk defa bugün. iki tane hüplettim chery domateslerimden, pencere kenarından caddeyi ve marmarayı seyrederken, lezzeti tarifsizdi.
Bugünlük bu kadar gidiyim uyuyayım, sıcak uyu diye bastırıyo bünyeme onu kıramıcam... görüşürüz ey okuyucuuuu.....