Dolu dolu geçen bir cumartesi, istiklalde ümitin restorant-kafesi TaBak'ın açılışı sonrada çiseleyen yağmur altında istiklal ve dans dans dans :) yemin ediyorum yaşlandım artık ya. Bilen bilir eskiden sabahın 6`sına kadar oturmazdım, şimdi iki dakka sahne alıyor tüm gözleri üstüme çeviriyorum sonra tüm hevesleri kursaklarda bırakıyorum. Ama dansta bi kızın aklını alabilecek yaşı geçmedim hala şşş telaş yok! :)
Yeni telefon aldım 5 aydır beklediğim galaxy note sonunda türkiyeye geldi. Nasıl mulu olduğumu tarif edemem size...buda note'ta ki ilk sanatsal denemem... Aklımda kaldığınca artık...:)
Pazar günü miskinliği, evde çay keyfi ve fenerbahçe trabzon maçını beklerken bomfile parçacıklı nodlle yapmaca...
Philips Marathon elektirikli süpürge için çektiğin viral reklama da buradan ulaşabilirsiniz...
Yazmayalı öyle uzun zaman oldu ki Antalya fotoğrafları önüme gelince farkettim yarım kaldığını buranın. Aslında kızdım kapattım şu anda sadece ben görebiliyorum burayı blogdan ziyade günlük gibi bir yer burası bir ben görsem yeter. Unutmaya başladım şimdiden o günleri ama şu fotoğrafları ekliyimde rafting yaptığımızı, konyaaltında voleybol oynadığımızı kahvaltıya gittiğimizi unutmayım bari... Sanırım çok eğlendiğimi yazmama gerek kalmaz bu fotoğraflarla...
sanırım en az yazılacak şey yaşadığım gün pazartesi,
Hasanım Burdur'a gitmeden bi kahvaltı yapalım dedi öğleden sonra Erkan Hasan ve ben konyaaltındaki, köy değirmeninden ayrılan donkişot a gittik. sağlam bir kahvaltı sağlam bir muhabbetten sonra sağlam bir çay ardındanda bir liraya masaj yapan şu koltuklar. Hayatımda ilk defa oturdum o şeylere, afedersiniz dötünüzün oraya kadar masaj yapıyolar. bilen bilir masaj yapmayı severim ama masaj yapılmasından hiç hoşlanmam. kıl oldum bu yüzden makinaya. ama hepimizin masaj yapılan halleri çok komikti çekmedik bak burada da fotoğraf tüh unuttuk işte. Neyse hasanı yolcu ettikten sonra Ersine gittik, Erkan yorgunluktan uyuya kaldı, biz ersinle anadolununkayipsarkilarinı izledik. Almanyadaki yiğenin sevdiceğine doğumgünü hediyesi için video hazırlamamı rica etmişti bu yüzden hızlı internet olan bir yeri bana tahsis ettiler ve ben gece 2 ye kadar montaj yaptım. Sonuç :işte burda. Bittiğinde Erkan ve Ersinle kaleiçine gittik. Arefeyi bayrama bağlamıştık artık, kaleiçi sakin ve bizimdi. Gün ağardı, bayram oldu ve biz uyuduk... öyle işte...
8 Ekimde Altın Portakal Film festivalindeyim. Onur rolünde oynadığım "Hangi Film" finallere kaldı. Festivale defalarca izleyici olarak giden ben bu sefer oyuncu olarak gidicem. Nasıl bir duygu anlatamam. ( gerçi zamanında festival açılışının kuyrupunda tanınmışlığım var ama, olsun :) ) Bir haftadır kostüm hazırlıyorum ama içimden geçen kostüm olmuyor malesef, çünkü aklımdaki kıyafeti kaldıramacak festival :( Neyse sonunda yayınlanan fragmanımızı burdan izleyebilirsiniz. www.hangi-film.com
biraz önce evimizin önünden beyaz bir araba son sürat geçti, arkasından 3 polis arabası geçti. sonra tekrar önümüzden sonra alt sokağımızdan arabalara çarpa çarpa geçtiler... Tıpkı bir hollywood filmi gibiydi... öyle işte....
Hemen geçen bölüm üzerine gelen soruları cevaplayarak başlayayım anlatmaya,
- Gece denize girerken altımdaki slip don aşağı yukarı şöyle bişiydi ve üzerimde şöyle duruyordu, yinede canlı görmek istiyorum diyenler içinde mail adresim hakanduran55@gmail.com.
- Gittin gezdin eğlendin biz bunları niye okuyoz diyosan, Alt+F4 tuşlarına basarak Türkiye'nin dış politikasıyla ilgili enfes bir makalemi okuyabiliyorsun.
- Birşey itiraf etmek istiyorum, Geçen bölümde midpoint de icecrash yediğimi yazmıştım ya o gün hiç fotoğraf çekmemiştim aslında. Bloğa koymak aklıma gelince ikinci gün yine midpoint'e gidip ice crash yiyip limonata içtim sırf sizin için ha. Aslında ilk gün İcecrash'imi Erdem, Limonatamıda Evren ısmarlamıştı ama napalım sırf size fotoğraf çekmek için tekrardan gidip kendime ısmarladım.
Evet, önceki gecenin yorgunluğuyla öğle saatlerinde uyandık Erkanımla, Derviş yeni açtığı tükkanına çağırmıştı temizlik yapıldığı için terlik su ve ıvır zıvır sipariş etmişti. Ama öylesine yorgunduk ki televizyonun kaşında marmaris büfeden ısmarladığımız tostları, iki bölüm üst üste simsonları ve iki bölüm üst üste how I met your mother'ı izleyerek yedik. Daha sonra Derviş'imin laradaki tükkanına gittik. Üst karşı komşusunun çok güzel bi kız olduğunu öğrendik. Yüksek sesle ne kadar zengin olduğumuzu dile getirdik. Dervişin tükkanı için ilgilenenler şu adresten Antalya şubesine bakabilirler, TİAMO Tel: 0 242 324 08 01. Adımı verirseniz bi güzellik yaparlar
Dervişin tükkanından sonra kürkçü dükkanımıza yine geri döndük. Terracity! Balkanlardan gelen güzellik dalgasına gittik. Birazcık alışverten sonra yazının başında itiraf ettiğim gibi aynı şeyleri yiyip sizin için fotoğraflarını çektim. Orada olmamızdan mütevellit hasan ersin evren çiğdem nuri gökben erkan erdem uzunca bir masa oluşturduk. Ve her uzun masa muhabbetinin ulaşacağı o ulu sonuca ulaştık. Mangal yapmalıydık. Bu ulu gaye için büyüdükçe büyüdük Servet, pınar, evrenin eşi Tuğba, Hasanın sevgilisi Asuman...Mangal arabamızın bagajında hazırdı zaten marketten gerekli alışverişleri yaptıktan sonra kendimizi lara plajında bulduk.
Mangalın hazırlanması süresince herkes üstüne düşeni yaptı. Mangal başına yaşına ve fiziğine hürmeten Nuri'nin geçişi zaten beklenen birşeydi. Salatada Gökben ustalığını gösterdi. Erkan her zaman ki gibi iş yapıyormuş gibi görünme sanatının inceliklerini sergiliyordu. Rejimde olan Ersin, Allah ne verdiyse acısıyla, tavuklarımıza sabotajını gizliden ve gülümseyerek gerçekleştiriyordu. çünkü eğer o mantar ve patates yemek zorundaysa kimse ağız tadıyla tavuk yiyemeyecekti. Ver etti biberi ver etti acıyı tavuklara. Bendeniz küçük sandalyeme oturup pamuk şekerimi yiyor bu anları ölümsüzleştiriyordum... Evet, Nuri mangalı yakamadı çevre masaların közlerini aldık, kalıbından utan nuri... :)
İlerleyen saatlerde Servet pınar hasan asuman erdem ve çiğdemin katılımıyla yemeğimizi yedik. Ersinin korsan mangal denemeleri hüsranla sonuçlandı. Benim ağaca astığım "bu çöp poşeti olsun" poşeti doğayı ve gecemizi kurtarıyordu. Ne varsa bende vardı. İçim kıpırdanmaya başladı bu kadar kalabalıktık ve ateşimizde vardı. O zaman niye Amerikalı gençler gibi marshmallow yapmıyorduk ki. Erdemle doğru Terracity'e gittik. Hem bir iki rus görürüz hem marshmallow alırız diye. Bir paketi 15 lira, yuh! dedik iki paket aldık yinede, neme lazım yetmez diye. Yine rusların yanından geçip laraya döndük. Artık Erdemle ikimiz nerede yaşamak istediğimizi biliyorduk, Orada, O atlantis gibi sadece adını duyduğumuz, ve gördüğümüz ruslarla artık varlığından emin olduğumuz o ütopik memlekette; SEKSYAPAKYA'da.
Neyse, marshmallowlara gelince, sonuç hüsran. Elin gavurunun damak tadı bize göre değilmiş dostlar. Ne lan o saçma sapan şey, miğde bulandırıcı. Gerekirse alırım ordan bi eti puf, yerim, okadar. Ama ellerimizde şişler, çocuklar gibi şendik yalan değil.
Sonra elbetteki deniz, laranın kumunda kendimizi denize bıraktık. Kah suyun içinde ışık gördük kah denizde bulduğumuz sopayla birbirimizi korkuttuk. Ama çok eğlendik a dostlar. Merak edenler için söylüyorum hayır donlarla girmedik denize mayomuz vardı yanımızda. Hem niye böyle bişiyi merak ediyonuz olm, işiniz gücünüz yokmu ya la sizin? Deniz sonunda üzüm keyfi yaptım ve arabanın yanına geldiğimizde acı gerçekle yüzyüze geldim. Arabamın alarmı susmuyordu. Biraz uğraştırıp susuturmaya çalıştım başaramayınca her Türk ferdinin yapacağı gibi, "Hmına goyim senle mi uğraşcam lan!" diyip alarmın kablosunu kopardım. Sonra sessizce dağıldık.
(not: benim araba Denizlide olduğu için, alarmını kopardığım araba kardeşiminkiydi. Benim olmayan şeylere karşı acımasız olduğum doğrudur. Size karşı nazik olmam için benim olun! hadi öptüm bitmedi devam edicem...
Selam;
Ne kadar eğlendiğimi sanırım soldaki fotoğraf özetliyor aslında di mi pampidovskilerim.
Evet bayram tatili için Antalya'daydım. Bir buçuk aylık Denizli sürgününden sonra bu nefis tatil için tüm dostlarıma ne kadar teşekkür etsem azdır. İyi ki varsınız be.
Şimdi bu güzel günleri unutmamak için yazıyorum, kendim için yazıyorum yani. Erkancanımın hadi gel demesiyle sabahın 5'inde çıktım cumartesi sabahı Antalya yoluna. Sabah sabah eski dostları gördükten sonra Erkan'lara yerleştim. Kendi evim olsa bile, gittiğimde birçok seçenekten dolayı nerede kalacağımı şaşırdığım şehir, seviyorum seni. Ve sonra ballandıra ballandıra anlattığı Hava limanının yanındaki petrol ofisininde bulunan SEDİR'e gittik. Methiyeler düzdüğü 'bıçakarası'ndan önce ismini tam hatırlayamadığım bu yüzden tavuklu tarhana çorbası dediğim çorbadan içtik. Akabinde dillere destan bıçak süzülerek geldi masamıza. Bahsedildiği kadar var dostlar. Kaçmaz yani.
Sonra Hasan'ımın yanına gittik. Klimasının altında mis gibi çayımızıda içtik. Onu orda bırakıp Terracitiy'e geçtik. Camper'dan Erdem'i Zara'dan Evreni alıp önce wingstop sonra'da midpoint'e geçtik. Lara bölgesindeki bu alışveriş merkezi bölgede yaşayan rus yöresinden güzelliklerle şenlenmiş resmen. Hepsi birbirinden güzel olmak için yarışıyor ve biz bir türlü sonuca ulaşamıyoruz. Jüri üyeleri olarak en kötüsü için ortak kararımız, "verse hayır demeyiz."
Midpoint'te rusya'ya gönlümüzden "Turkey, twenty point!" verirken, İstanbul'da Ufuklada favorimiz olan icecrash yerken buldum elbette kendimi. Erkan'ın italyan suflesinden tattımsada ,ki karamelli falan cık sevmedim, bildiğim sevdiğim şeyden şaşmadım.
Akşam, yani artık sokaktaki güzellikleri göremez olunca Antalya'da cumartesi geceleri toplaştığımız yere, Jungle'a gittik. Bilenler bilir ekiden limandaki King'te toplanırdık ama eski tadı kalmadığı için ve limana inip çıkmak için çok yaşlandığımızdan Jungle en sevdiğimiz yer olmuş, ve tabi ki sahibi Şenol'lada muhabbet ayrıca doğaçlama tiyatro yaptığıız yer olmasıda etkili tabi. Neyse bir fırsat bulup Erkan Erdem ve Çiğdemle dönerciler çarşısında uyukuluk yemeye gittik. Döndüğümüzde is masamız oldukça kalabalıklaşmıştı. Jungle'ın kapısında Erkan'ın Nuri'ye artık bir sevgilisinin olduğunu itiraf etmesi ve Nuri'nin gelişine "nasıl yani böyle memeli falan mı?" demesi, evet Antalya'dayım ve tıpkı eskisi gibi herşey dememe yetti.
Gece sonunda herkesi hangi kafayla denize girmeyi ikna ettiğimi hatırlamıyorum ama slip donla konyaaltında denize ilk koşanın ben olduğum çok net. Nuri, Hasan, Ersin, Erkan ve ben donlarla denize girdik ve bir alt kuşağımızın gözünde amele olmaktan hiç çekinmedik. (Konuyla ilgili fotoğraflar geleceğime dair kaygılarım ve sizin göz zevkiniz için itinayla silindi!) Eğer aklınızda kaldıysa söyliyim, hayır deve güreşi yapmadık, istedik ama yapamadık, zira hiçbirimiz altında donuyla bir diğerini omuzuna almak istemedi. :)
Gece donla ve hafif alkollü denize girmek çok güzel, içimdeki amele bırakma beni hiç!
Gece erkanla bir çorbacıda bitti sabaha karşı, ama antalya bitmedi daha yeni başlıyordu. Bu sadece ilk günümdü ve fotoğraflarla sürecek...
Sanki çok işim varmış gibi yazmıyorum size, meşgulmüş gibi görünmek hoşuma gidiyor diyelim. Bir işe yarıyormuş gibi davranmak. Neyse bırakın beni asıl sizden ne haber desem iki satır bişi yazmazsınız, okuyucusunuz siz geçerken uğramışsınızdır çünkü.
Yok be yok, iyiyim ben öyle depresif yazılar yazıp puan toplamak amacım, kanadı kırık bir kuş gibi sızlanıp ilgi istemek sizden, evet hepinizden. Sevgi arsızıyım ben, DAHA ÇOK SEVİN BENİ DAHA ÇOK GÜLÜN BANA...
Şimdi çok alakasız belki ama, gerçekten daha paylaşacağımız şeyler olan dostlarım. Ne çabuk evlendiniz... yada ben çok geç kaldım... herneyse... çok mutlu olun...
* Öteyanımla marmaris seyahati (herşey dahil otellerden birkez daha nefret ettim, herşeyden önce çalışıyormuşum gibi geliyor of kurtulamıcam bu histen, ayrıca; barlar sokağı fenaymış :))
* Arabamın şase numarasındaki sorun yüzünden yıllardır ilk defa bir aydan fazla süreyle Denizli'de kaldım. Anladım ki denizsiz şehir bana yaramıyor hasta ediyor. (Biraz daha zorlarlarsa arabayı çaldığıma ikna olucam :))
* Yiğenimin adı Ahmet Mete hepinizi döver, ona göre.
Yok blogspot kapatıldıydı yok DNS ayaları falan derken yazmadım buraya, neleroldu bitti şu beş aydır inanın hatırlamıyorum. Ev aldım, kendi evimdeyim artık. Dayı oldum. Fotoğrafını koymak isterdim ama nazar değer diye vazgeçtim. Çok keyifli bir filmde oynadım, ismi "hangi film", çok merak ediyorum nasıl oldu. Denizliye gittim, Assosa gittim, Ayvalığa, cundaya gittim. Klip çektim Grup yol'a. Geniş Aile'de bir bölüm oynadım. Floryaya gittim bir ağacın dibine, uzandım, çimlere tek başıma çıkardım ayakkabılarımı toprağa koydum ayaklarımı denize baktım radyo dinledim, güldüm bol bol, baş ağrısı peydah oldu migren başladı az ama. Kardeş gibi arkadaşımıda evlendirdim. Ufukta gitti e Tolgada gitmişti. Bi ben kaldım, bekar. İlk evlenecek diye baktıkları kişi, bi ben kaldım hala bekar! Ne diyorum biliyor musunuz öyle gitar falan çalsam kafanızı mikerdim lan ben, hiç elimden bırakmazdım gitarı, öyle elektro gitar falan çalsam elimde amfi gezer dururdum, valla bak. Biliyoda vermiyo güzel rabbım o yeteneği biliyoda vermiyo, seviyo sizi biliyoda vermiyo... Şu internet olayına değineyim, bakarsın ilerde değinemeyebiliriz belli olmaz. Siyaset parti falan filan geçiyorum bunları, ekonomik ideolijik şeyler bunlar. Birbirinden çok farksızlar özünde hepsi ama şu internet sansürü olayı çok can sıkıcı dostlar. Üstelik bir pornodur gidiyor agalar, yemişim pornosunu bir ömürlük arşivim var, asıl korkutan şey internetide medya gibi yönetip istedikleri hale sokmaları birilerinin. ekşiler vikileaksler yalan olması asıl korkutan beni, yalan değil birşey yazmaktan korkar hale geldim, bu yazdığım hurmalar bir gün götümü tırmalar endişesiyle. Bu olayı sadece Pornoyla sınırlayacak kadar cahil olmayın ne olur... Hadi öptüm ben, gene gelin lan çok yalnızım hiç haberiniz yok sizin...
Bazı şeyleri size anlatabilmem mümkün değil biliyorsunuz di mi? Hani bazı duyguları anlatman için kelimeler yetmez. Mesela divanın altından çıkan deniz simidine ve kolluğa bulaşmış deniz kokusuyla plajda kum oynarken hissetmem yada tatilde kullandığınız clear şampuanın kokusunu her duyduğunuzda kendinizi o pansiyonda bulmanız gibi. Bazen, hatta sıklıkla tam olarak neler hissettiğimi size anlatmam mümkün değil okuyucum. İşte bu şarkıda öyle bişi, daha önce yazmıştım ilk aldığım albüm olduğunu serdar ortaç adam olmam'ın, Denizli'de kapalı spor salonununyanında yani merkez bankasının karşısındaki Raks müzik marketten, yok şimdi öyle biyer, biran evvel o kaseti teybe koyup dinlemek için nasıl sabırsızlandığımı, sabah akşam hep serdar ortaç dinleyişimi şu anda olduğu gibi sebepsiz birkaç damla yaş gözümden dökülüşünü, size anlatamam, kelimeler yetmez. Sizi bilmiyorum ama ben kulağımda bu şarkı ranzamda uzanmışım babam haberleri seyrediyor annem yemek yapıyor mutfakta kardeşim ödevini yapıyor yerde. Tavana dikmişim gözlerimi içimden bu şarkıyı söylüyorum öylede güzel söylüyorum bütün sınıf bana hayran. Geceler uzun başımda yar yine bitecek bu sonbahar tut elimi son defa bırak senin olamam senin kadar... Oysa şimdi... İçime içime ağlıyorum, bilmezsiniz...
Kış, çok boktan bir mevsim. Hiç sevmiyorum hatta bütün kışı yatağımın içinden çıkmadan geçirebilirim, hayatımda kışın yaşadığım hiç bir güzel anı hatırlamıyorum mesela, salakça herşeyden nefret ediyorum depresyonda oluyorum, umudumu yitiriyorum, güçsüz oluyorum osursanız yıkılırım. Sktir edin benle konuşmayın mesela kış aylarında sallamayın ciddiye almayın. Kenara köşeye sıkıştırın, yazlıklarla çekyatların altına atın... Hep Yaz yaşanan o yerlerden birine gidicem alıp başımı, yakındır...
farkettiniz mi? Yılbaşı ile ilgili hiçbir şey yazmadım. Zira bu konuyu konuşmak istemiyorum. İkibinondu geldi geçti. Pek sevimli bir yıl olduğunu söyleyemeyeceğim zaten, arkasından konuşmak istemiyorum, hayır gelse şimdi yüzünede söylerim. Yavşak!
Kapatalım bu konuyu, onbirlede ilgili birşey yazmıcam beklemeyin boşuna, öylesine bir yazı bu. Artık erken uyanıyorum, evet! Her sabah sekizde ingilizce hocam erica ile konuşmak için. İngilizce öğrenmeyi düşünüyorsanız http://www.konusarakogren.com 'a bir bakın derim. Her sabah bir kız arıyor taa Memphisleren...sanırım benden hoşlanıyor...evet para ödüyorum...tamam iki dakika kendimi bi bok sandım...evet aynaya baktım daha evvel...
Hastalığım pistir benim biliyorsunuz di mi okuyucu? Sanırım devamını yazmaya gerek kalmadı. Evde sürünen bir yaratığa dönüştüm. Tersine evrim geçiriyorum...
Yeni bir klip çektim rakırakçı, ali kurtuş şaylı için. 3. müzik videom vatana millete hayırlı olsun. Çekimi ve montajı meşakkatli ama sonucu eğlenceli bir klip oldu.