31 Aralık 2009 Perşembe

Yiniyılyiniyılyiniyılyiniyıl sizlere kutlu olsun ..vs.. Eksik bir şey mi var hayatımda?..


Uyandım;

Eski yılda son defa, bir daha 2009da uyanamayacak bu beden. Eskiden olsa bu yazımda, sıralardım şöyle oldu geçen yıl böyle oldu diye. Ama artık değişti, artık kazın ayaa öyle değil meğer böyleymiş. Askerden döndüm gezdim dolaştım kalpler buldum kalpler kırdım düzelttim bozdum bir sürü şeyi. Kimi kırdıysam özür dilerim. Umarım çok mutlu olur üzdüklerim, umarım çok mutlu olur bulduklarım. Bilenler bilirler bir dönem alışveriş merkezinde noel babalık yapmışlığım vardır arşivden bir fotoğrafla yeni yılınızı kutlamak istedim... Şaka len ben değilim o ama olsa ne güzel olurdu di mi? :)

Yeni yıla girmek üzereyiz, öteyanımla kaşıbeyaz'a gittik, yemekleri beğenmesem de öteyanımla olmanın lezzeti tarifsizdi. Kendisi bana hediyesini verirken, ona hediyesinin kargoda olduğunu söylememe vesile olan hepsiburada ailesine buradan kocaman bir selamı borç bilirim.

Yeni yıla starda dansöz izlenerek girilecek, nimet abladan binbir zorlukla alınan biletlere yine amorti bile tutmayacak. Olsun be, Orhan babanın da dediği gibi, "yaşamak ne güzel!"

2009 un son yazısınıda fazla uzatmadan burada bitirirken büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper nice nice 2010 lara 20lere 3000lere diyorum sevgili okur...

Terliklerimle gelsem sana;)

30 Aralık 2009 Çarşamba

Kıskanmak sevdiğinin başkasını sevebileceğini düşünmektir!

Uyandım;

14:00'ı geçmiştim yine, bravo bana! Ayıp bana. Daha evvelde belirttiğim gibi memnun değilim bu durumdan. Öyle özene özene bakıp salyalarınızı akıtmayın, zira o saatte uyandığınızda salyalarınız akmış kendinizi bok gibi hisseder bir durumda buluyorsunuz. Üstelik bir günü daha kaçırmışlık da cabası. Ne kadar bitkin olduğunuzu da tarif edemem. Kan dolaşımınız durmak üzere oluyor bitkinlikten bitiyorsunuz. Bunun için yaptığım küçük çaplı bir araştırma sonucu Doğa'ın Active çayıyla karşılaştım geçenlerde markette. Nasıl mutlu olduk, hemen sepetime atladı. İçindeki ginseg ile enerji verip bitkinliğinizi alan bitki çayımız bazen duvarlara tırmandıracak kadar abartıyor. Kutusunda dünyayı kaldıran Atlas resmi olan çay, iddiasında hayli ciddi görünüyor. Dostlarıma tavsiye ederim... ;)

Yılbaşı geliyor ama en ufak bir planım veya hevesim yok. Ne yapsak, ne yapsak?

Biraz da kıskanmaktan bahsetmek istiyorum bugün sevgili okur. Ama sevgiliyi kıskanmaktan bahsedelim istiyorum. Kıskanmalı elbette insan, ama sevdiğini sıkmamalı bununla. Onu sıkacak kadar kıskanırsan güvenmiyorsun demektir ona, demem o ki kıskanmak sevdiğinin başkasını sevebileceğini düşünmektir. Eğer sevecekse bırak varsın gitsin yoluna zaten. Zaman gelip sevdiğini öyle kıskanırsan bil ki sorun vardır. Ha kıskandığında sevdiğine değil başka insanlara güvenmediğin için kıskanıyorsan, kıskan belli etme sevdiğine, yorma onu. Tatlı tatlı kıskan, sık onun suyunu sevgine karıştır lıkır lıkır iç.

Sevgili okuyucum bu günde size bir "besame mucho" armağan edeyim gece gündüz evimde arabamda tekrar tekrar dinlediğim bu parça umarım sizin de ruhunuza iyi gelir! Bir Dave Brubeck yorumu;
Birde şiir gelsin be Nazım'dan;
...
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
ARTIK SENİNLE BİZ DÜŞMAN BİLE DEĞİLİZ!

29 Aralık 2009 Salı

Zevle susabilmektir dost olmak!

Uyandım;

Uyandırıldım aslında, kahvaltı yapalım diye gelmiş, özlemiş öteyanım çünkü. Ne güzel! O gelmiş, beni mutlu etmiş bende ona kahvaltı hazırlamaz mıyım? Hazırlarım tabi, bal-kaymak prenseslere layık. Ha bide ellerimle hazırladığım ev makarnasını ilk ona yaptım. Gülüşe gülüşe yedik. Ne güzel! Böyle kafemde yapsam ya makarnadır pizzadır pohaçadır... Ayrıca makarna sosumuda değiştirdim, meksika sos kullanıyorum artık, ananaslı körili o sosu bıraktım. ( Saçını sakalını kaşını keser Şems, Rumi'ye giderken. Değişir, değiştirir aşk onu, benimki de o hesap!) Ve karşınızda ilk ev makarnam, birazcık yedikten sonra aklıma geldi size fotoğrafını çekmek.

Zamanın birinde, üniversiteye giderken, gecenin bir yarısı çıkıp kayısı ceviz bulmuştum pilav yapmak için. Öyle birden aklıma gelmiş saatlerce uğraşmıştım, gece 1 de misafirim gelmiş ufuk ben o balkonda yemiştik. Ta o zamanlardan belliydi elimin yatkın olduğu bu işlere ama değerim bilinmemiş, yaptığım iş gerektiği kadar methedilmemiş demek ki!

Askere gittiğimden beri sahneye çıkmamıştım, en son 2009 yılbaşı gecesi askerdeyken sahneye çıkmıştım. Çok özlemişim, şimdi plato film okulun sahnesinde doğaçlama yapıyoruz. Yeni bir ekibe dahil olmak zor ama bir kere kabul edildikten sonra çok eğlenceli. İzleyin isterim bir gün gitgide alışıyorum dönüyorum o eski günlere.

Bazen susar insan, olur böyle şeyler. Susarsın çok sevsen de yanındakini, o senle konuşmak istese de susarsın. O'nun yanında susmak istersin, yalnızken de susarsın çaresiz ama birinin yanında susabiliyorsan eğer güzeldir. Zaten dost, yanyana konuşmadan sessiz durabildiğin ve bundan rahatsız olmadığın kişi değil midir? Yabancı biriyle baş başa kaldığınız ve konuşacak bir şeyler aradığınız olmadı mı yani? Olur böyle şeyler, takma kafana. Yanında biri öyle sessiz duruyorsa ve eğer bundan rahatsız olmuyorsa ne güzel!

Aşk'tan " Sonumuzu bilemeyiz. Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir."

Alexis Zorbas; Kazancakis'in karakteri. Üstelik Antony Quinn oynuyor. Öteyanıma sarılıp izledim bu carpe diem diye bağıran filmi, 1964 yapım siyah beyaz film. Oyunculuklar mimikler konu... Peki ya sözler;
"Tanrının koskocaman bir kalbi vardır ama bir günah var ki onu asla affetmez.... eğer bir kadın bir erkeği yatağına çağırır da erkek gitmezse! işte affedilmez günah. biliyorum çünkü bunu bana tanıdığım yaşlı ve çok bilge bir Türk söylemişti."
"insanları öldürdüm, köylerini yaktım, kadınlara tecavüz ettim! Neden? Çünkü onlar Türktü, ya da Bulgardı!
işte böyle saçma sapan aptal biriydim ben. "
Ve daha niceleri. İzlenmeli. Kesinlikle izlenmeli!
Bu arada, hiç sirtaki yaptınız mı? Dans hocam öğretmişti bir keresinde, birde askerden geldiğim gece bir yunan lokantasında eğlenmiştik o zaman yapmıştık. Bu film o lokantaya sevdiklerimle tekrar gitme kararı almama neden oldu. Sizleri de beklerim...


26 Aralık 2009 Cumartesi

Ötekide berikide benim özünde!

Uyandım;

Buna uyanmak denirse tabi, yatağın içinden çıktığımda saatler 14:23'ü gösteriyordu. İçimden derin bir yuh çektim bende pek sevgili okuyucu. Kalkıp su içtim, su içmek iç organları uyandırıyor diye okumuştum. Ben uyanınca tek bir organ uyanık oluyor her nedense. Diğerlerinide uyandırmak için verdim suyun gözüne. Sabah ereksiyonu ile ilgi etraflıca konuşuruz başka bi sabah ;)
Aslında bugün ki yazımın ana konusu, bloğumu kimsenin takip etmiyor olması üzerine olacaktı. Zira ne izleyenim var nede bir bloğuma yorum yazanım.
Yalnızım dostlarım yalnızım yalnız diyerekten rakıma su ilave ederken çok eski ve değerli bir dosttan da beriyanın mail'i ile çok mutlu oldum. Sonra canonun yapamadığım kurabiyeyi yaptığına dair facebooktan attığı mesajla iyicene kendime geldim. Demek ki neymiş? Suya yazmıyormuşuz. Halbuki yazmaktan vazgeçmek üzereydim.

Bugünümü bozulan şeylerimi tamir etmekle, ev yapmımı makarna yapmakla ve belgesel
izlemekle geçti. Biliyor musunuz, Hong Kong'ta tuvaletler ve şehir içi telefon görüşmeleri ücretsizmiş. Bizde böyle olsa ne olur diye düşünürken, eğer bizde olsa ne olur diye düşündükçe bizde asla böyle olmaz sonucuna ulaştım. Umarım bizim insanımızda insanına bu kadar değer verir bir gün.

Benim doğduğum yer köydü sevgili okuyucu, ben bizden başkasını görmedim çocukken. Öteki diye bir şey görmedim hiçbir zaman çocukluğumda. Annem muhacir babam yörüktü. Ötekide berikide bendim özünde. Sonra birçok öteki gördüm, benim dostum sevgilim kardeşim oldu hepsi. Biraz ben onlar oldum birazda onlar ben. Şimdi biraz sünniyim ben biraz alevi, biraz kürdüm biraz çerkez, biraz yahudiyim biraz ateist, biraz cimbomluyum biraz fenerli. Benim doyduğum yer dünya şimdi sevgili okuyucu, bana bizden başkası var diyip duruyorlar, halbuki herkes biraz ben, ben biraz herkes. Aslında kocaman bir biz olmuşuz ne güzel! Oysa her ayrılıktan nemalanıyor birileri, ayrılıktan karnını doyuruyor nice pezemenkler. Benim kankam kardeşim sevdiğim dostumsunuz oğlum ne derse desin umurumda değil eller! Kalleşler!!!

İlk ev makarnamı yapmış bulunmaktayım. Dostum var ya müthiş bir şey! Wilco'nun karavanında seyretmiştim aylar önce, adam karavanında hamur karıp kendi makarnasını yapmıştı. Portakal kabuğu eklemişti, bak ben bunu unuttum. Gelecek sefer unutmamak gerek. çamaşırlığada hamuru asınca sizinde aklınıza ipe un sermek fiili geldi mi?

Kayahan'ın sarı şekerim parçasında şöyle bir yer var dikkat ettiniz mi?
Sarı şekerim
kalbine girerim
Seni mahvederim
Sarı şekerim
Hadi bize gidelim
Bana şekerini ver
Hadi bize gidelim bana şekerini ver ne demek ya? Şş ne ayaksın sen Kayo? İnceden mesajlarla gencecik beyinlerimizi böyle kirletmen ayıp değil mi ? :) "Evet"i hatırlayanlar bilir Göksel'in Arka bahçem şarkısı içinde bu tip sorgulamalar yapmıştık orada da, ne diyordu Göksel hatırlayalım...
...
ben sana gel demedikçe dur bekle
zamanı var bu heyecan büyüsün iyice
seher vakti bir telaş var,
arka bahçemde
misafire hazırlık var,
sırça köşkümde
Böyle göndermeli değil, Şebnem'in "ben şarkımı söylerken"indeki gibi dobra olmasını istiyorum herkesin;
İçine girdiğin küçük kaygan deliği
Yeni ve büyük bir dünya mı sandın ?
İstersen bir aynayla yardım edeyim ama umursamazsın...

Bir gün daha bitti sevgili okuyucu. Sessiz, edilgen ve tevekküle uyuyacağım az sonra. Siz hepiniz bir yerlerde benim biryerimdesiniz. Hepinize tatlı rüyalar, kırmızı dudaklar!

25 Aralık 2009 Cuma

Bez dolap kokulu bir gün!

Uyandım;

Mahkemeye gitmek için. Öteyanımın mahkemesi vardı, :) belalı bir sevgilim var benim ona göre ;) Hayatımda ilk kez mahkemeye gittim, üstelik onca yıl hukukla o kadar içli dışlıyken, garip. Allah orada bulunanlara kolaylık, sabır ve akıl fikir versin diyorum. Kapıdan çıkarken "Ablacım gözün bağlı diye o teraziyle oynadıklarının farkında değilsin, ceza olarak o kılıç dötüne girsin" diye fısıldadım kulağına heykelin... Cevap vermedi!

Temizlikçi ablayla oturup çay içtik pencerenin önünde. Kızlarını evlendirdiğini, torunlarını özlediğini falan anlattı. Özbekistan'dan burasının nasıl göründüğünden, düğünlerinin nasıl eğlenceli olduğundan bahsetti. Keyifliydi.

Sadece yatmadan önce kitap okumak, ne zaman kitap okumaya başlasam uykumun gelmesine sebep olmaya başlamış. Tıpta "öğrenilmiş uykuculuk" diye tabir ettiğimiz bu hastalığın günümüz Hakan'ında okuma zorluğu çektirdiği aşikar.

Ve sonunda Avatar'a gidildi. Real3D de izlendi. İmax veya Xpand tavsiye ediliyor. Ne kadar hakkında yazı okuduysam filmin senaryosunu kötülüyordu. Aksine görüntülere mest olduğum kadar hikayeden de oldukça keyif aldığımı söylemeliyim sevgili okuyucu. Şu anda sinemanın geldiği yeri gösteren, geleceği yer hakkında fikir veren bir film. Evet Dvd de hatta blue-ray izlenir ama bir kere olsun sinemada izlenmesi farzdır. Kaçırmayın derim ben. Teşekkürler James Cameron...

İş çıkışı kapıda öteyanımı beklemece, beklerken radyodan muzo dinlemece. İronik ama gerçek bir yazı oldu sevgili okuyucu bugün, anlayana sivri sinek saz, anlamayanın kafasına ceza hukuku kitabıyla vursak az!

23 Aralık 2009 Çarşamba

"Bir anın doğması için bir önceki anın ölmesi gerekir. Yeni bir "ben" için, eski ben'in kuruyup solması gerektiği gibi." AŞK'tan

Uyandım;

Ne güzel, uyanmayı istemek. Yapılacak işleri omuzundan atmak, bitirmek. Anneyle konuşmak. En güzel terapi yöntemi anneyle konuşmak telefonda da olsa, uzun uzun, için için, her ne olursa öyle boş boş geğik için. Şu plaka ruhsat işleri bitti hiç sevmiyorum böyle işleri. Üstelik ne yapacağını da tam anlatan yok, etrafta muameleciler koşturuyorken zor ve sıkıcı işler be bunlar, evet kendim yapmaktan vazgeçip muamelecilere verdim. (bu son kelimemi bir yere çekme sevgili okuyucu, İşlemleri yapma işini ona verdim anlamında. Ayrıca "muamele" yapmak başka başka anlamlarda kullanılırken bu adamların muameleciyiz biz diye çıkması karşıma garip geldi. Benzinlikteki "pompacılar" gibi") Ayrıca cezamı ödemek için bir saat sıra bekledim, gerçekten caydırıcı bir sistem. Hız yaparken, yada alkollü araba kullanırken bir daha düşünür insan o kadar bekleyince doğrusu...

Elif Şafak'tan Aşk'a başladım. Çok methini duymuştum bu kitabın. Öteyanım alıp gelmiş, oku bunu diyince ilahi bir emir addedip başladım sayfaları çevirmeye. Yarısına yaklaştım bir gecede. Uzun zamandır roman okumadığımı farkettim. Neyse bitireyim hele konuşuruz üzerine...

Pizza yaptım, bildiğin pizza. Ya ben hamur yapmaya bayılıyorum çok keyifli bir şey. Sabah hamurumu hazırladım mayalanmaya bıraktım sinemaya gittim döndüm kabarmış yaptım bisürü pizza altı yağlı kağıtlara dizip dolaba attım. Derviş, Mustafa ve Öteyanım'a tattırdım bayıla bayıla yediler. :) Ben onların yalancısıyım. Çünkü çok yemedim zira rejimde bu delikanlı! 4 kilo vermiş bulunmakta. İlk pizzam dikdörtgen şeklinde olsa da diğerlerinde bu şekil probleminide çözmüş bulunmaktayım.

Vavien'i izledim. Fransız filmlerini izlemiş ve sevmişseniz bunuda seveceksiniz diye düşünüyorum. Fazlasıyla bizden bir hikayeyi fazlasıyla Avrupa sineması olarak sunmuş. İyi mi olmuş? Ben sevdim ama herkese hitap etmediği kesin. Çokta bir şey beklemeyin canım sizde!

Sertap Erener-Açık Adres ve Yalın-Ki sen döndür döndür baştan dinle durumundayım. Ve tabi ki Ely Guerra... Sizde dinleyin diye en sevdiğim parçasınıda burada paylaşıyorum bak okuyucu değerini bil ;)


20 Aralık 2009 Pazar

Bir balık olsam ya, şişede değil okyanusta...

Uyandım;

Uzun bir süreliğine, yalnız öteyanımla kaybolup gitmek istiyorum. Hesapları kitapları evde bırakıp öyle gülmesine, öyle yalnız!.. Çok yoğun bir hafta geçirdim gece gezmelerinden kaynaklanan, oldukça yoruldum. Pazar, kankam eşiyle beraber dönüyorlar o yüzden bu gece güzel bir final yaptık. Rıddım, Asmalı mescit, Nevizade ve Jazz stop'a selam ola!

Yeni insanlar, yeniden kendini tanıtma süreci. Üstelik bu yeni insanlar önceden tanışıyorlarsa ve üstelik sizinle aynı işi yapıyorsa sorun büyük. Kabullenilemiyebiliyorsunuz (vay kelimeye bak!) Olsun denemekte yarar var, kenarda sessizce dur, herkese gülümse... (uff iyi yapamıyorum lan ben bunu)

Forum istanbuldaki akvaryuma gittim bugün, balık var işte, ama her tarafınızın balık olduğu o tünelden geçmek için değer ;) gidilip görülesi. Balık burcu olmamdan mütevellit oturup akvaryumun camı önündeki bir banka, balık olmak istedim, bir vatoz olmak istedim okyanusta. Kuş gibi kanat çırpmak sanki suyun içinde renk değiştirip kumla yekpare unutulmak istedim. Balıkları anlatan rehber kız anlatımını bitirdikten sonra küçük bir çocuğun ben şu bıyıklı olanına bakmak istiyorum demesine çok güldüm. Ne düşündüyse artık o ufacık aklıyla :) Ama akvaryuma dalıp balıkları besleyen dalgıç kızlar on numara diyim ben size. Balıkları geçtim kızları akvaryumda seyretmek için bile gidilir. Ama lütfen her akvaryumun önüne geçip "hacı bundan şahane fileto çıkar", "bak bunun kavurması güzel olur" "babacım ben şunla bi büyük deviririm" şakaları yapmayın nolur. Zira ben yüzlercesine şahit oldum, peşinen söyleyeyim hiç komik değil! :P

Bir bloğumuzu daha bitirirken rastladığım tuhaf bir şeyi sizinle paylaşmak istedim ey sevgili okuyucu. Sonuna kadar dinleyemesem bile dinlediğim kadarı beni benden alıp götüren bu şarkıyla nihat hoca bize adeta bir ders veriyor. İnsanın içinden bi de get nihaT diyesi geliyor. Huşuyla dinliyoruz;

16 Aralık 2009 Çarşamba

Karılar vercek diye maymun olmak!

Uyandım;

Üzerimde yapılacak işlerin ertelenmesinin verdiği bir rahatsızlıkla. Antalya'dan kankam eşi ile bana geldi. Öteyanım'la fırında tavuk yaptık söylemesi ayıp. Yanına şarap ve salata ekledik. Kankanın eşinin doğum günü münasebetiyle "şelale kek" yaptım, bildiğin sufle işte. Gün boyu yanımda olup bana yardım eden öteyanımın o öpülesi, sarılıp uyunası ellerini yerim be ben!

Misafirlerim için her gece dışarıdayız. Sadece hafta sonlarına bıraktığımız bu gece hayatını tekrar her gece sıklığına çıkarmak bünyeyi baya bir yoruyor değerli okuyucu, yaşlanmışız bea! Eskiden sabahın ilk ışıklarına kadar dans eden bu beden, gece bir sularında elinde içkisiyle etrafı seyre dalıyor. Ruhumda çizgiler belirmeye başladı, yaşım otuz manzaralı... Ama birkaç yıl öncenin sinerjisi yok taksimde artık geceleri, eğlence anlayışındaki değişim göze çarpıyor. Derken iki tip gözüme ilişiyor, cüsseleri iki oda bir spor salonu genişliğinde. Kendilerinden geçmiş dans eden iki kadının etrafına seyirtiyorlar inceden ellerinde "aman hepsini içmeyelim dudaaamızı deydirelim" içkisi. Garip dans figürleri ile kadınların danslarına eşlik etmeye çalışan iki tipimiz, kızlarında red etmemelerinden mütevellit birbirlerine attıkları "ok'dir baboli" bakışları, ve enteresanlık volümünü gittikçe arttırdıkları dans figürleri ile zatımın gecesini hoş etmişlerdir. Kendilerine huzurlarınızda bir teşekkürü bir borç bilirim...

16 aralık sabaha karşı ilk trafik cezamı yemiş bulunmaktayım. Üstelik bir farım sönmüş diye yine benden kaynaklanan bir suçla değil yani. İradem dışında oluşan teknik bir arızadan dolayı. Cezamı kestikten sonra pıllını pırtısını toplayıp ekiplerin çevirme yaptıkları o yeri terk etmeleride içime oturdu diyim ben size. Neyse sağlık olsun, ne diyim?!

Uyanık durmakta zorlanıyorum, hepinize esenlikler dilerim sevgili okuyucu ;) Şimdilik hoşçakalın...

15 Aralık 2009 Salı

Avuç içi kadar mutluluk yeter.

Uyandım;

Aslında bir sürü işim var diye erkenden uyanmaya çalıştım ama saat 8:30 dan 12:00 ye kadar erteleye erteleye alarmı yatağın içinde bölük pörçük rüyalarda gezindim. Annemin hadi uyan işine gücüne bak telefonuyla kalkıp zımba gibi dikildiysem de işe yaramadı. Sadece söz verip bir türlü bulamadığım stand up DVD mi, bulup Murat bey'e göndererek iki aylık işgüzarlığıma son vermiş olmanın huzuru var içimde. Ama internet alışverişlerinde kargoyu şubeden değil kapıda teslim etme zorunululuğu yüzünden kendimi eve kapadım ve işlerimi halledemedim. Yeni evlendiği eşiyle İstanbul'a gelecek canımın içi kankamla ilgileneceğim içinde bu haftayı kendisine adadım, yapılacak işler ertelendi yine olsun... Kankanın ziyareti her şeye bedel.

Hala bir öğrenci hayatı yaşıyor olmak ve bunu bir aile hayatı standartlarında yaşamak imrenilesi bir şey sevgili okuyucu. Evimizin hiç boş kalmaması ve buna müteakip kahkahalarımızın hiç eksilmemesi ne güzel şeydir. Eksik olmayın lan siz hiç!

Spor salonuna devamlılığı bir türlü başaramadım. Üstelik parasını peşin verdiğim içinde kendimi kötü hissediyorum her yatağa girişimde. Ama eve farklı spor aletleri aldım artık evde devam edicem, sadece koşmak kalıyor, sabahları uyanıp onuda yapsam var ya, sevdamı dağlara yazarım var ya üşenmem bu kaslara ömrümü adarım... Biraz daha baklava?

Pazartesi geceleri televizyonda "Ezel" vs "Kapalıçarşı" karşılaşması oluyor. Görünen o ki Ezel bu yarışı çok önde götürüyor ama bana sorarsanız Kapalıçarşı açık ara önde aslında. Güzelim diziyi ezel yüzünden harcamasınlar da. Kapalıçarşı ve Canım ailem, üstüne birde flashforward, şimdilik kâfi, tv'nin bana verebileceği. Bana kalsa radyo dinleyin derim ve internetin başında da bu kadar durmayın... Ama beni dinlemezsiniz ki! Neyse asansörün önünde içimden geçen şu dizleri paylaşayım size,
Tüm geçmişini saygıyla anıp, İyi kötü her şeyi Tatlı bir anı sayıp, Yılgın ve yenik uyanıp Bir salı sabahı, yeniden sevebiliyor ya insan, Ne güzel!

Bugün ağzıma takılan şu şarkıyı da armağan edeyim hadi bakalım afiyet bal şeker olsun sevgili okuyucu; Fatih Erkoç söylüyor, avuç içi kadar mutluluk yeter... söz sende Fatih...



13 Aralık 2009 Pazar

Bak poğaçacı geliyor...

Uyandım;

Dün geceden kalma rakı kürünün dayanılmaz hafifliği ile... Ağzıma sıçan tavukta cumartesi gecesinin ateşine kapılmış kızarmış alkollü bir tavuk olarak ağzımı tam denk getirememiş. Ağzıma yüzüme...

Herkes her ortamı sevecek diye bir şey yok ama ısınamadığın ortamdan müsaade isteyip uzamak gibi yada insanlara gülümseyerek hanım hanımcık oturmak gibi şanslarınız vardır. Be güzel kardeşim zaten keyif için gitmişiz oraya ne diye keyfimize zehr ediyorsun? Etme! Duydum ki muhabbetimizin içine sıçmaya meyl ediyorsun, Etme! Bir köşeye sıkışıp her şakaya ağzını yüzünü yımıktıranın ağzına yüzüne çarpasım geliyor, bu böyle biline!!! (ki bu zatın, kız olması yada kadın zırnık umurumda değil!!!)

Dün gece masamızı şereflendiren, Asmalı mescit hakkında küfürlerle karışık keyifli bir sohbetle bizi mutlu eden Uğur abiye selam olsun! Kendisinin de dediği gibi, du bi mnakoyim ya!

Dün fırınımla ilk deneyi mi gerçekleştirdim ey okuyucu, şunu yaptım. Yada yapamadım demeliyiz galiba. Çünkü pişerken "aman tanrım yaşıyor bu" diye bir çığlık atmama neden oldu. Üstelik birazcık yaktım. Sonra yanık manık, akşam molasına sevgilime götürdüm birde havuç, portakal ve elma sıktım yanına, götürdüm arabada yedik :) gülümsedi. O gülümsemeyi tekrar görmek için bugünde poğaça yaptım birde termosta kahve, iş çıkısında yedik içtik arabada, yine gülümsedi. Sonra çantasından hediyesini çıkardı. Öteyanım benimmm...
Poğaçalar işte burda :)

Ama yaş mayayla yapmak lazım, kuru mayayla sert oluyor biraz. Birde şu günlerin kısalması ne fena, saat dörtte hava karanlık olur mu ya? Aslında ver elini Arjantin de neyse...

Günün, ruhun kadar güzel olsun okuyucu, saygıyla öptüm!

12 Aralık 2009 Cumartesi

Ama bu kez farklı olsun diye, sen denersen bende denerim...


Uyandım;

Hemde çok erken, sırf sevdiğimle kahvaltı yapmak için. İşe gitmeden birazcık onu göreyim diye. Gördüm, kahvaltı yaptık, biraz oturduk sustuk biraz birbirimize baktık, sarıldık, minicik ellerini ısıttım ben onun. Sustuk, çünkü insan konuşunca saçmalıyor bazen, gerçi bazen saçmalamakta istiyor sevdiğinin yanında ama biz istemedik o an. Sabah sabah sevdiğimin yanında birazcık susmak için uyandım bu sabah erken. Ağzıma yüzüme fikrime zikrime sevdiğimi bulaştırdım sabah sabah, şükürler olsun... :)

Sevgili dostum Çağdaş dün gece benim için biraz fotoğraf çekti. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Makyajda canan ve set amiri Deniz'ime de. Sağ olun var olun! Valla çok eğlendik keyifli bir çekimdi. Böyle arada bir yapılmalı bu iş, ama çok kolay değil poz vermek, istediğin kadar oyuncu ol zor bir iş bu sevgili okuyucu :) Oyunculukla da ilgili güzel gelişmeler var... gibi. Olsun ya nolur. Bu arada stand up yapasım da var. Offf... Neyse size bi fotoğraf göstereyim, bakalım beğenecek misiniz?
Hava bir kaç gündür puslu, soğuk kış kendini gösterdi. Çoktan depresyona girmiştim halbuki ben, girmicem lan işte, bu puslu havaya inat depresyona girmicem, kalkıp kurabiye yapıcam, daha fırınımı kullanmak nasip olmadı, kısmet bu güneymiş diyelim. Yanına kahve ve DVD keyfi...
Teoman'ın mavi kuş ve küçük kız şarkısını dinlediniz mi? Bir animasyon filmle izlemeniz için hiç bir masraftan kaçınmadan bloğumda bu güzel videoyu sizlerle paylaşıyorum. İyi seyirler sevgili okuyucu...

11 Aralık 2009 Cuma

Meşgale!


Uyandım,

Alarmla uyanmak zorunda olmayan şanslı bir azınlığın içindeyim ben. Ama bünye eğer buna alışıyorsa bu kötü bir durum. Ne zaman yataktan kalmak istersen o zaman kalkmak bütün bu bünyeyi öğlenden sonraki saatlere kadar yatakta tutmak anlamına geliyor çoğu zaman. Kulağa hoş gelse de bir süre sonra sıkıcı, kötü ve hastalıklı bir hal almaya başlıyor. Yavaş yavaş hayat elinizden akıp gidiyormuş gibi oluyor siz kıçınızı devirip yatarken. Üstelik şişmanlıyorsunuz ve kanınızdaki yağ oranı oldukça yükseliyor. Daha kolay daha çabuk depresyona giriyorsunuz, meşguliyetleriniz azalıyor meşgul olmak için işler arıyorsunuz ama bulsanız da yapmak istemiyorsunuz. Kısacası çoğunun sabahları yataktan çıkarken istediği o şey aslında hiçte istenecek bir şey değil benden söylemesi.

Ferhan Şensoy'la Denizli'de lise zamanlarımda, "ingilizce bilmeden hepinize I love you" kitabıyla tanışmıştım. Son iki kitabı hariç bütün kitaplarını okudum, Dvd'den de olsa bulabildiğim tüm oyunlarını seyrettim. Canlı canlı bir kaç oyununu da seyretme şansım oldu. Bu gece senelerdir oynadığı daha önce Antalya'da izlediğim "Ferhangi Şeyler" oyununu bu kez Ses tiyatrosunda tekrar seyrettim. O büyük ustanın ne kadar kendi içine çekildiğini görmek, herkesin kendisine duyduğu saygının o güzel tiyatroda yankılandığını duymak... Fırsatınız varsa İstiklal Caddesi, Halep Pasajındaki Ses tiyatrosunda ustayı canlı canlı görmenizi tavsiye ederim...

Üryan rüya benim üçüncü bloğum aslında pek değerli okuyucu bunu biliyor muydun? Daha önceleri "kesköşe" ve "Evet" isimli iki bloğum vardı benim, ve fakat yazdığım her şeyi çok afedersin dötünden anlayıp beni yaftaladıkları için kapattım o bloglarımı. Umarım üryan rüyada da yazdıklarımı delil olarak kullanıp beni X'ci Y'ci yapıp işimden gücümden etmezler. Edenlere tüm alfabem girsin...

Neyse kaçtım ben okuyucu sende varınca çaldır...

10 Aralık 2009 Perşembe

Çekip küsesim var hayata...

En çok acıyan yerlerimdir bırakıp gittiğin yanlarım,
Beni oralardan öp!
Benim için yaşa, benim için gül!
Bahşiş niyetine bıraktığın para üstüyüm hayata
Kullanılmaktan yıpranmış,
Sevgisiz yıllanmışım,
Beni yol kenarında bul
Beni biriktir!

7 Aralık 2009 Pazartesi

Cennet, anaların ayaklarının altındadır hatta bizzat ayaklarıdır


Uyandım;

Evet sık sık yapıyorum bunu. Bu konuda oldukça tecrübeliyim. Tavuk dün gece uğramamış, başına bir iş mi geldi dedim kendi kendime, belkide bir K.C.F'de çalışmaya başlamıştır. Aman canım bana ne.

İkea ikea güzel ikeam seni görmek ister kıçı ağrıyan... Valla sevgili okuyucu şu POANG denen resimdeki koltuk beni benden aldı, bu bünye kendinden geçti inan. Kucağımada notbook'un sıcaklığını kasıklara vermeyi engelleyecek kucak masası gibi bir şeyi bana satıp kısır olma ihtimalimi zayıflatarak ileride buabaa diye gezen veledlerim içinde iyi bişi yaptın lan ikea. Yaşa var ol!

Fırın aldım ey okuyucu bundan kelli poangımda rahatlattığım kıçımdan uydurduğum tariflerle ağzını sulandırmama hazırlıklı ol derim. Bu arada şunu da söylemeliyim Anne denen şey iyi şey güzel şey alıp öpüp baş tacı edilesi. Bir geldi pir geldi; evi eve çevirdi, araba aldım, dünyalar dadlusu bir sevgilim oldu. Ne diyim; cennet, anaların ayakları altında dedikleri bu olsa gerek.

Facebook' a uzun zamandır girmediğimin farkına vardım, yokluğunu da hissetmiyorum. Hani misafirliğe gidersiniz, herkesin gözü televizyondadır, birden elektrikler gider ve televizyonun sohbeti-muhabbeti öldürdüğüne dair bir muhabbet başlar ya... Hah işte o hissiyattayım, gelin alın beni.

Hadi kalın sağlıcakla...

4 Aralık 2009 Cuma

"Allah'ın Fordçusu"


Uyandım;

Ağzıma sıçan şu tavuğu bulsam Hephaistos'a kurban edicem. Ama mutluyum, çünkü bir araba aldım. Artık fiestası olan bir ford'çuyum bende. Araba alma vesilesiyle ilk defa Ankara'ya gittim, Otogar'dan(Aşti diyorlar, banaysa Aşti pideci ismi gibi geliyor) metroya binip Batıkent'e kadar gittim. Sonra arabayı alıp otobandan doğruca İstanbul. Şimdi bakıyorum da Ankara'yı aslında baya bi gezmişim ama yerin altından.

Ankara'da dikkatimi çeken bir şey oldu; gördüğüm bir çok kişi ellerini dizlerinin üstünde kavuşturarak oturuyordu, sanki biraz mahzun ve mahçup. Kanka Çağrı'ya nedenini sorduğumda "üşümüşlerdir kanka" dedi. Sanırım haklıydı, dikkatimi çeken her şeyin altında bir komplo aramak, yani öküzün altına buzayı koyup bulmuş gibi yapmak... işte bu bizim hikayemiz öyle saf öyle temizzz...

Ankara'dan annemle döndük, oda şimdi burda benim yanımda. Her gelişinde keyif neşe ve mutluluk getiren bu müstesna hanım her seferinde odamıda yeniliyor. Bayrampaşa'daki forum İstanbul'a gidip İkea'nın altını üstüne getirdik. Odamın yeni hali çok güzel :) ama uyumayı seven bir adama bu yapılmaz ki...

PSP, çok tatlı bir alet. Yeniden oyun oynamayı sevdirdi be körolasıca...

Bugün sevgülümün tatil günü, ve onunla dolu dolu geçirmeyi planlıyorum. Evet evvelinde bir sevgilimin olduğundan bahsetmedim size ey okuyucu ama anlatırım vakti gelince. Tolga (en yakın arkadaşım) evlendi ve bendenizi fena gaza getirdi sanırım, gerçi altın bu kadar fırlamışken evlenilmez ki be kardeşim...

Bu günüde Şener Şen'in Çiçek Abbas'ından bir sahneyle bitirelim...



Hadi kalın sağlıcakla...

30 Kasım 2009 Pazartesi

Revizyonmuş hadi len ordan, ŞİŞKO REZİLYON!

Uyandım;

Günlük güneşlik hava. Ağzıma tavuk sıçmış gibi, dizim acıyor. Ya ben daha geçenlerde toplamamış mıydım bu odayı ya? Bir kahve yaptım, izdivaç izliyorum. "Yalnızlıklarını son vermek için katılıyorlarmış bu programa." Bende mi katılsam ki? Kahvaltı yapmadım biraz düşündüm dünde pek bişi yemedim, e peki ben nasıl kilo alıyorum o zaman, puff! 3 haftadır spor salonunda gitmiyorum, gerçi gidince sanki kilo alıyormuş gibi hissediyorum ben ne yapsam kilo alıyormuşum gibi geliyor artık. Hava çok güzel, pikniğe gidilmeli be aslında. Bak ne diyorum biliyor musun adalara gidilmeli, hangisi olduğu önemli değil bisiklete binilebilse kardağa bile gidilirde neyse gidecek kimse yok ki?



Neşeli hayat'ı izledim, öyle alelade bir film. Kısa film tadında çekilmiş, şu BKM mutfağı etini sütünü kullandık birazda derisini kullanalım der gibi. Ersin'i pek sevemiyorum artık. Ama bir zamanlar alışveriş merkezinde noel babalık yapmış biri için gerçekten birşeyler ifade eden bir film, izlenesi. Amatör tadıyla ve duygusuyla, para dökülmüş 2012'den gömlek gömlek üstün bir film. Yılmaz Erdoğan'da, "bana bi şeyhler oluyor"daki Adnan Karakterini biraz daha mahsunlaştırıp, taşralaştırarak yeni bi karakter çıkartmış. Başlarda yapma gibi gelsede sonra alışarak keyifli bir karaktere dönüşüyor.

Kurban bayramı geçti, ailemin yanında geçirmediğim bir bayram daha. Hiç bayram geçirmiş gibi değilim, bana gelen hiçbir mesaja geride dönmedim. Biraz ayıp belki ama ne yapyım bayram gibi hissetmiyorum ki.

Uzun zamandır birşeyler yazmıyorum, artık yazmanın vakti gelmiş be okuyucu. Bu yazımada son verirken hayatıma revizyon vakti gelmiş diye tekrarlıyacağım... Sonra kendi kendime, hadi lan ordan, gene kıçını kaşıya kaşıya televizyonun karşısına yatıcaksın işte diyeceğim... ve gidip yatıcam...