"Yokluk büyük varlıktır azizim, yeter ki fark edilebilsin." Nietzsche
Uyuyalı çok olmamıştı oysa. Evde arkadaşlarla sabaha uzanan eğlenceli sohbetler etmiştik zira. Rüyama çalınan Ufuk'un sesiyle uyandım, pencerenin yanında zorla açabildiğim gözümü bembeyaz bir İstanbul'a açtım. Kahvaltılık için markete giden Mustafa'ya "bişi istemiyorum ben" diyerek sabah tribimi attım. Uyanınca huysuz olduğum için özür dilerim lan senden musy, I love you len gerçekten.

Up in the air'ı seyre daldık beraber, onlar kahvaltılarını yaparken bende gidip pizza attım fırına. Filmin sonlarına doğru öteyanımı işten almak için ayaklandım. Sileceklerim camlarım buz tutmuş, kapım zor açıldı, çalıştırıp biraz ısınması için beklerken karları temizledim arabanın üstünden. O tipide bir ara vazgeçsem de almaya gitmeyi öteyanımı, eskilerden çıkarılmış dersleri kolumun altına sıkıştırıp çıktım yola. Ataköy'de kayım kayım kaydım, sonunda bir sitenin otoparkına girdim. Bırakıp arabayı orda taksiyle eve dönmeyi bile düşündüm. Öteyanıma haber salıp eve dönmeye karar verdim, çarpışan arabalar gibi oraya buraya kayarak eve giderken kimseye çarpmadım, şükür ki şansıma benden başka araba yoktu pek. "Zincirsiz ve özellikle benim gibi kar lastiğiniz olmadan sakın yola çıkmayın!"

Sonra öteyanım çıkageldi, markete yürüdük beraber, birbirini severek ısıtan iki küçük yürek. Kahve, salep, meyve, tombi, (ufuğun siparişi çiğ köfte) için tipiye ve yüzümüze çarpan soğuğa aldırış etmeden konuşa konuşa gittik markete. Dayanamayıp yüzünü korusun diye atkımı verdim öteyanıma, "ben hasta olursam gelip sen bakabilirsin bana, ama sen hasta olursan ben size gelip sana bakamam öteyanım" aforizmamla itiraz etmeden takmasını sağladım atkıyı. Kaldırımdaki kırmızı yanaklı aşık mutlu çocuktum o sıra ben. Sonra evde film izledik, dicem ama sevdiceğimi seyretmekten hangi filmi izlediğimizi bile hatırlamıyorum inanın...
Bu bloğu bazen günlük gibi kullandığımın farkındayım sevgili okur, ama herhangi bir kuralım yoktu başlarken, en önemli sebebim yıllar sonra bu günleri bu kelimelerle hatırlayabilmek. Tıpkı kesköşeyi ve Evet!'i okuyarak hayatımın farklı farklı dönemlerini hatırlamam gibi. Kesköşe daha melankolikken Evet! daha eğlenceli daha komikti. Üryanrüya ise neysem o. Ne oluyorsa onu yazıyorum. Imm dur bir dakika sanırım yazmıyorum :P Sürekli istemediğimiz şeylere çok kolay ulaşmamız sizede garip gelmiyor mu? Ne zaman daha önceleri istediğim bir şeyi istememeye başlarsam kendiliğinden avucumun içinde buluyorum. Peki bu konu Nietzsche'nin "biz arzulanana değil arzulamanın kendisine aşığız" savıyla örtüşüyor mu? Beynim saçılmış darmadağan odam gibi, salı günü temizlikçi gelecek diye toplamıyorum odamı, beynim spontane düşünüyor. Ruhum eski beyaz çarşaflara sarılı. Siz boşverin beni çok güzel uyuyordum uyandırmaya kıyamadınız farzedeyim ben, bu derin uykularda boğulayım...
kuzuu ben senin şu meşhur öteyanınla tanışmak istiyorum artık:) ama ben işe başladımm:)) bigün göztepeye yolunuz düşerse bekliyorum ya da tek sen gelirsende kabulum:P ;) bu arada sen uyanmak istemesende ben devamlı uyuyam bir hakan istemiyorum!!
YanıtlaSilbu arada umarım sende evi temizlikçi gelicek diye pazartesiden temizlmiyorsundur:P :))
YanıtlaSilGöztepe tersmiş yaa :)
YanıtlaSilneyse artık guzum bi şekilde gelir ingilizce konuşmanı izleriz iş başında. Çok sevindim ama demek ki, bir yere kadar dibe girebilirmiş insan sonra yükselmeye başlarmış hım.
Evet daha önceden söylemiştim temizlikçiye ayıp olmasın diye gelmeden her yeri temizlediğimi di mi ? :D Zihnimide temizlisem iyi olcak...