25 Ağustos 2010 Çarşamba

Benim eve gel sana şeker vericem!


Bu haftaya bir ufak bir bursa gezisiyle başladım. Bursa'ya ayak bastığımda, Galatasaray Bursaspor tarafından henüz mağlup olmuştu. Bir gün süren işimden sonra hemen yoğun bir kestane şekeri stokuyla İstanbul'a döndüm. Yorgunluğu eve kapatarak geçirmeye niyetliydim, öylede oldu. Bu haftayı bir şeyler yaparak geçirmeye niyetliyim ya bakalım sonuç ne olacak? Bursa'da ne yaptın dediğinizi duyar gibiyim, aranızdan birkaçınız bana ne ulan diyor duymadım sanmayın. Garanti bankası reklamı için oradaydım, ama yalnızca Bursa'da yayınlanacak bir reklam olacak. Bu Bursalılar ne şanslı değil mi? :) İki çift sözüm vardı, düşünün bir reklam ne kadar sözü barındırabilir ki?... Ama ben ezberleyemedim. Niye bilmiyorum, bir kaç saatte sayfalarca diyaloğu ezberleyen ben, yapamadım. İçimde sürekli unutucam endişesi ile kamera karşısına geçtim ve bu endişe çok heyecanlanmama sebep oldu. Ne diyeceğimi bilememe, bildiklerimi söyleyememe düşüncesi ile bir heyecan bastı ki sormayın. :) Onun dışında çok eğlendim. Çok tatlı, çok iyi bir ekiple çalıştım. Umarım kesişir yollarımız yine bir yerlerde...

Bu arada, yaşlandığımı hissediyorum.

Haftanın müzüüü Julie london'dan geliyor.

Bu sesle beni eve çağıracak, şeker falan vermesine gerek yok, kurban olduğum "eve gel şarkı söylicem" desen kapına köle olurum kız ben. :) ( kız dedim ama kendisi 1926 doğumlu ve 2000 yılında da vefat etmiş)

2 yorum: