9 Eylül 2011 Cuma

Antalya'da olan Antalya'da kalır (Part-2)


Selam;
Hemen geçen bölüm üzerine gelen soruları cevaplayarak başlayayım anlatmaya,
- Gece denize girerken altımdaki slip don aşağı yukarı şöyle bişiydi ve üzerimde şöyle duruyordu, yinede canlı görmek istiyorum diyenler içinde mail adresim hakanduran55@gmail.com.
- Gittin gezdin eğlendin biz bunları niye okuyoz diyosan, Alt+F4 tuşlarına basarak Türkiye'nin dış politikasıyla ilgili enfes bir makalemi okuyabiliyorsun.
- Birşey itiraf etmek istiyorum, Geçen bölümde midpoint de icecrash yediğimi yazmıştım ya o gün hiç fotoğraf çekmemiştim aslında. Bloğa koymak aklıma gelince ikinci gün yine midpoint'e gidip ice crash yiyip limonata içtim sırf sizin için ha. Aslında ilk gün İcecrash'imi Erdem, Limonatamıda Evren ısmarlamıştı ama napalım sırf size fotoğraf çekmek için tekrardan gidip kendime ısmarladım.

Evet, önceki gecenin yorgunluğuyla öğle saatlerinde uyandık Erkanımla, Derviş yeni açtığı tükkanına çağırmıştı temizlik yapıldığı için terlik su ve ıvır zıvır sipariş etmişti. Ama öylesine yorgunduk ki televizyonun kaşında marmaris büfeden ısmarladığımız tostları, iki bölüm üst üste simsonları ve iki bölüm üst üste how I met your mother'ı izleyerek yedik. Daha sonra Derviş'imin laradaki tükkanına gittik. Üst karşı komşusunun çok güzel bi kız olduğunu öğrendik. Yüksek sesle ne kadar zengin olduğumuzu dile getirdik. Dervişin tükkanı için ilgilenenler şu adresten Antalya şubesine bakabilirler, TİAMO Tel: 0 242 324 08 01. Adımı verirseniz bi güzellik yaparlar

Dervişin tükkanından sonra kürkçü dükkanımıza yine geri döndük. Terracity! Balkanlardan gelen güzellik dalgasına gittik. Birazcık alışverten sonra yazının başında itiraf ettiğim gibi aynı şeyleri yiyip sizin için fotoğraflarını çektim. Orada olmamızdan mütevellit hasan ersin evren çiğdem nuri gökben erkan erdem uzunca bir masa oluşturduk. Ve her uzun masa muhabbetinin ulaşacağı o ulu sonuca ulaştık. Mangal yapmalıydık. Bu ulu gaye için büyüdükçe büyüdük Servet, pınar, evrenin eşi Tuğba, Hasanın sevgilisi Asuman...Mangal arabamızın bagajında hazırdı zaten marketten gerekli alışverişleri yaptıktan sonra kendimizi lara plajında bulduk.
Mangalın hazırlanması süresince herkes üstüne düşeni yaptı. Mangal başına yaşına ve fiziğine hürmeten Nuri'nin geçişi zaten beklenen birşeydi. Salatada Gökben ustalığını gösterdi. Erkan her zaman ki gibi iş yapıyormuş gibi görünme sanatının inceliklerini sergiliyordu. Rejimde olan Ersin, Allah ne verdiyse acısıyla, tavuklarımıza sabotajını gizliden ve gülümseyerek gerçekleştiriyordu. çünkü eğer o mantar ve patates yemek zorundaysa kimse ağız tadıyla tavuk yiyemeyecekti. Ver etti biberi ver etti acıyı tavuklara. Bendeniz küçük sandalyeme oturup pamuk şekerimi yiyor bu anları ölümsüzleştiriyordum... Evet, Nuri mangalı yakamadı çevre masaların közlerini aldık, kalıbından utan nuri... :)

İlerleyen saatlerde Servet pınar hasan asuman erdem ve çiğdemin katılımıyla yemeğimizi yedik. Ersinin korsan mangal denemeleri hüsranla sonuçlandı. Benim ağaca astığım "bu çöp poşeti olsun" poşeti doğayı ve gecemizi kurtarıyordu. Ne varsa bende vardı. İçim kıpırdanmaya başladı bu kadar kalabalıktık ve ateşimizde vardı. O zaman niye Amerikalı gençler gibi marshmallow yapmıyorduk ki. Erdemle doğru Terracity'e gittik. Hem bir iki rus görürüz hem marshmallow alırız diye. Bir paketi 15 lira, yuh! dedik iki paket aldık yinede, neme lazım yetmez diye. Yine rusların yanından geçip laraya döndük. Artık Erdemle ikimiz nerede yaşamak istediğimizi biliyorduk, Orada, O atlantis gibi sadece adını duyduğumuz, ve gördüğümüz ruslarla artık varlığından emin olduğumuz o ütopik memlekette; SEKSYAPAKYA'da.
Neyse, marshmallowlara gelince, sonuç hüsran. Elin gavurunun damak tadı bize göre değilmiş dostlar. Ne lan o saçma sapan şey, miğde bulandırıcı. Gerekirse alırım ordan bi eti puf, yerim, okadar. Ama ellerimizde şişler, çocuklar gibi şendik yalan değil.
Sonra elbetteki deniz, laranın kumunda kendimizi denize bıraktık. Kah suyun içinde ışık gördük kah denizde bulduğumuz sopayla birbirimizi korkuttuk. Ama çok eğlendik a dostlar. Merak edenler için söylüyorum hayır donlarla girmedik denize mayomuz vardı yanımızda. Hem niye böyle bişiyi merak ediyonuz olm, işiniz gücünüz yokmu ya la sizin? Deniz sonunda üzüm keyfi yaptım ve arabanın yanına geldiğimizde acı gerçekle yüzyüze geldim. Arabamın alarmı susmuyordu. Biraz uğraştırıp susuturmaya çalıştım başaramayınca her Türk ferdinin yapacağı gibi, "Hmına goyim senle mi uğraşcam lan!" diyip alarmın kablosunu kopardım. Sonra sessizce dağıldık. 
(not: benim araba Denizlide olduğu için, alarmını kopardığım araba kardeşiminkiydi. Benim olmayan şeylere karşı acımasız olduğum doğrudur. Size karşı nazik olmam için benim olun! hadi öptüm bitmedi devam edicem...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder