
Uyandım,
Alarmla uyanmak zorunda olmayan şanslı bir azınlığın içindeyim ben. Ama bünye eğer buna alışıyorsa bu kötü bir durum. Ne zaman yataktan kalmak istersen o zaman kalkmak bütün bu bünyeyi öğlenden sonraki saatlere kadar yatakta tutmak anlamına geliyor çoğu zaman. Kulağa hoş gelse de bir süre sonra sıkıcı, kötü ve hastalıklı bir hal almaya başlıyor. Yavaş yavaş hayat elinizden akıp gidiyormuş gibi oluyor siz kıçınızı devirip yatarken. Üstelik şişmanlıyorsunuz ve kanınızdaki yağ oranı oldukça yükseliyor. Daha kolay daha çabuk depresyona giriyorsunuz, meşguliyetleriniz azalıyor meşgul olmak için işler arıyorsunuz ama bulsanız da yapmak istemiyorsunuz. Kısacası çoğunun sabahları yataktan çıkarken istediği o şey aslında hiçte istenecek bir şey değil benden söylemesi.

Ferhan Şensoy'la Denizli'de lise zamanlarımda, "ingilizce bilmeden hepinize I love you" kitabıyla tanışmıştım. Son iki kitabı hariç bütün kitaplarını okudum, Dvd'den de olsa bulabildiğim tüm oyunlarını seyrettim. Canlı canlı bir kaç oyununu da seyretme şansım oldu. Bu gece senelerdir oynadığı daha önce Antalya'da izlediğim "Ferhangi Şeyler" oyununu bu kez Ses tiyatrosunda tekrar seyrettim. O büyük ustanın ne kadar kendi içine çekildiğini görmek, herkesin kendisine duyduğu saygının o güzel tiyatroda yankılandığını duymak... Fırsatınız varsa İstiklal Caddesi, Halep Pasajındaki Ses tiyatrosunda ustayı canlı canlı görmenizi tavsiye ederim...
Üryan rüya benim üçüncü bloğum aslında pek değerli okuyucu bunu biliyor muydun? Daha önceleri "kesköşe" ve "Evet" isimli iki bloğum vardı benim, ve fakat yazdığım her şeyi çok afedersin dötünden anlayıp beni yaftaladıkları için kapattım o bloglarımı. Umarım üryan rüyada da yazdıklarımı delil olarak kullanıp beni X'ci Y'ci yapıp işimden gücümden etmezler. Edenlere tüm alfabem girsin...
Neyse kaçtım ben okuyucu sende varınca çaldır...
ben bu yazıda niye kendimi buluyorum acaba :) en kısa zamanda bana bi meşgale..!!
YanıtlaSil